İlk telefonunu 12 yaşında alan çocuklara uyarı!






Çocuklarda Akıllı Telefon Yaşı: Yeni Araştırmalar Kritik Eşiği ve Ciddi Riskleri Ortaya Koyuyor

Çocuklarda Akıllı Telefon Yaşı: Yeni Araştırmalar Kritik Eşiği ve Ciddi Riskleri Ortaya Koyuyor

Dijital çağın ebeveynler için en zorlu kararlarından biri, çocuklarına ilk akıllı telefonu ne zaman alacakları sorusudur. Bu soruya yanıt ararken, aileler genellikle sosyal baskı, güvenlik endişeleri ve eğitim ihtiyaçları arasında kalır. Ancak, on binlerce çocuk üzerinde yapılan son dönem kapsamlı bilimsel araştırmalar, bu kararın çocuk gelişimi üzerindeki etkilerinin sanılandan çok daha derin ve belirleyici olduğunu gözler önüne seriyor. Özellikle, telefon sahibi olma yaşındaki tek bir yıllık farkın bile, fiziksel ve ruhsal sağlık üzerinde çarpıcı ve kalıcı sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapılıyor.

Kritik Eşik: 13 Yaş ve Çarpıcı Bir Yıllık Farkın Etkileri

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi alanında önemli çalışmalara imza atan Profesör Ran Barzilay liderliğindeki bir araştırma ekibi, ilk akıllı telefonunu alma yaşının etkilerini net bir şekilde ölçmek için kapsamlı bir karşılaştırma yaptı. Araştırma, ilk telefonunu 12 yaşında alan çocuklar ile 13 yaşında alan çocukların sağlık verilerini mercek altına aldı. Ortaya çıkan bulgular, ebeveynler için son derece düşündürücü bir tablo çizdi.

Sadece bir yıl erken telefon sahibi olmanın, çocuklarda ciddi risk artışlarına yol açtığı tespit edildi. Buna göre, 12 yaşında telefon alan çocuklarda:

  • Uyku bozukluğu riski %60 oranında daha yüksek çıktı. Akıllı telefonların yaydığı mavi ışık ve sosyal medya/oyunlarla geç saatlere kadar meşgul olma durumu, melatonin hormonunun salgılanmasını bozarak kaliteli ve düzenli uykuyu ciddi şekilde sekteye uğratıyor.
  • Aşırı kilolu olma veya obezite riski %40 artış gösterdi. Ekran başında geçirilen hareketsiz saatlerin yanı sıra, dijital cihaz kullanımı sırasında tüketilen atıştırmalıklar ve reklamlara maruz kalma, sağlıksız beslenme alışkanlıklarını tetikliyor.
  • Psikolojik değerlendirmelerde, bu grupta kaygı, depresif belirtiler ve sosyal izolasyon gibi psikolojik stres işaretlerinin kontrol grubuna kıyasla belirgin şekilde daha yaygın olduğu gözlemlendi.

Profesör Barzilay, bu bulguları değerlendirirken, 13 yaşın adeta bir “kritik eşik” olabileceğini belirtiyor. Ergenliğin başlangıcına denk gelen bu dönemde, çocuğun bilişsel ve duygusal gelişiminin henüz belirli bir olgunluğa ulaşmamış olması, dijital dünyanın sınırsız ve çoğu zaman kontrolsüz içeriğiyle başa çıkmayı zorlaştırıyor.

Bilişsel Gerileme Tehlikesi: Sosyal Medyanın Öğrenme Üzerindeki Gölgesi

Riskler yalnızca fiziksel ve duygusal sağlıkla sınırlı değil. Aralık ayında saygın tıp dergisi JAMA’da yayımlanan bir diğer önemli çalışma, dijital araç kullanımının çocukların bilişsel becerileri üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koydu. 9 ila 13 yaş arasındaki çocukları inceleyen bu araştırma, sınırlı bile olsa düzenli sosyal medya kullanımının, temel akademik becerilerde gerilemeye yol açtığını kanıtladı.

Araştırmaya katılan ve sosyal medya kullanan çocuklar, standart testlerde:

  • Okuduğunu anlama becerilerinde düşüş,
  • Kelime dağarcığı gelişiminde yavaşlama,
  • Kısa süreli ve işleyen hafıza testlerinde daha düşük performans gösterdi.

Uzmanlar, bu durumun arkasında yatan temel nedenin, sosyal medya platformlarının “parçalı bilgi akışı” ve “sürekli dikkat dağıtıcı” yapısı olduğunu vurguluyor. Derinlemesine odaklanma ve sürdürülebilir dikkat gerektiren okuma gibi faaliyetlerin yerini, saniyeler içinde tüketilen kısa içerikler alıyor ve bu da zihinsel becerilerin gelişimini engelliyor.

Sorunun Asıl Kaynağı: “Sonsuz Kaydırma” ve Sosyal Karşılaştırma Çıkmazı

Peki, dijital dünyanın hangi unsuru en büyük tehdidi oluşturuyor? İsveç’te yürütülen uzun soluklu bir araştırma, bu sorunun yanıtını netleştirdi. Yaygın kanının aksine, çocuklarda artan dikkat eksikliği ve kaygı bozukluklarının birincil sorumlusu olarak video oyunları değil, sosyal medya platformları işaret ediliyor.

Araştırmacılar, sosyal medyanın iki temel mekanizmasının özellikle hassas ergen beyni üzerinde toksik etki yarattığını belirtiyor:

  1. Sonsuz Kaydırma (Infinite Scroll): Platformların algoritmik yapısı, kullanıcıya sürekli yeni içerik sunarak beynin ödül merkezini uyarır. Bu, bağımlılık benzeri bir davranış döngüsü yaratır ve çocuğun kendi kendini durdurma (self-regulation) yeteneğini aşındırır.
  2. Sürekli Sosyal Karşılaştırma: Çocuk ve ergenler, sürekli olarak akranlarının kurgulanmış, idealize edilmiş hayatlarına maruz kalır. Bu durum, öz-değer duygusunun zayıflamasına, beden algısı bozukluklarına ve yoğun bir “yetersizlik” hissine yol açabilir.

Küresel Trend: Ülkeler Önlem Almaya Başladı

Bilimsel bulgular, dünya genelinde eğitim ve sağlık politikalarını da şekillendirmeye başladı. Birçok ülke, çocukların dijital ortamlardan korunması için yasal düzenlemeler ve resmi tavsiyeler yayınlıyor:

  • İtalya: Ülke genelinde, ilkokul ve ortaokul düzeyindeki tüm okullarda cep telefonu kullanımı tamamen yasaklandı. Yasak, ders saatleri boyunca ve teneffüslerde de geçerli.
  • İsviçre: Sağlık ve eğitim otoriteleri, ebeveynlere 12 yaşından önce çocuklara akıllı telefon almamaları yönünde net bir öneride bulunuyor.
  • Almanya: Alman Pediatri Derneği (DGKJ), ailelere çok açık bir rehber sunuyor: “İlkokul eğitimi bitene kadar akıllı telefon almayın. Sosyal medya hesabı açmayı ise en azından ergenliğin başlangıcına, hatta mümkünse daha ileri bir yaşa kadar erteleyin.”

Uzmanlar, ebeveynlere, bu kararı verirken yalnızca “güvenlik” veya “iletişim” ihtiyacını değil, çocuğun bütüncül gelişimini merkeze almalarını tavsiye ediyor. Alternatif olarak, acil durumlar için basit bir tuşlu telefon, sosyal medya yerine eğitsel uygulamaların sınırlı kullanımı ve en önemlisi, ekransız, kaliteli aile zamanının artırılması öneriliyor.

Sonuç olarak, bilim dünyasının verileri ışığında, çocuğa ilk akıllı telefonu alma kararı, artık teknik bir tercihten çok, onun fiziksel sağlığını, ruhsal dünyasını ve akademik geleceğini doğrudan etkileyen önemli bir gelişimsel müdahale olarak değerlendiriliyor. Uzmanların ortak mesajı ise net: Geç başlamak, erken başlamaktan çok daha risksizdir.


Not: Bu makale, www.sozcu.com.tr internet sitesinde yayınlanan haber içeriği genişletilerek ve detaylandırılarak hazırlanmıştır. Yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Mega Ajans ve Rek. Tic. A.Ş’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.


Benzer Haberler

Bel Fıtığı Ve Bel Fıtığı Türleri Belirtileri

admin

Aşı Ne Zaman Türkiye’ye Gelecek

admin

Erken uyumanın beyin için 4 faydası

admin

Bir Yorum Bırakın

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Ediyorum Tıklayınız

Gizlilik İlkeleri