Dersim Adının Yasal Olarak Kullanılmasının Sakıncalı Görülmesi
Selçuklu ve Osmanlı’nın kendi içerisindeki farklılıklara tahammülsüzlüğü ve yasaklayıcı zihniyeti hiç bir kesintiye uğramadan günümüzde de devem etmektedir. Tunceli Asliye Hukuk mahkemesinin Dersim adının resmiyette kullanılmasının ve Alevilerin inanç ve tarihinin kayıt altına alınması ve belgeselleştirilmesinin yasaklanması yönünde verilen bir kararı bu anlamda oldukça manidar ve 21 asırda bir utanç belgesi olarak tarihte yerini alacaktır. Bu yasaklayıcı zihniyetin tarihi bu tür utanç verici belgelerle doludur. İşte daha çok taze bir karar Tunceli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilmiş olup, devletin kendi vatandaşına ne kadar yabancı olduğu gerçeği bir kez daha gözler önüne serilmiştir.
Dersim Adının Yasal Olarak Kullanılmasının Sakıncalı Görülmesi
”26.12.2019 tarih 07059 yevmiye şeklindeki vakıf senedinde vakfın adının Dersim Kültür ve Tarih Vakfı olarak düzenlediği, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 18.06.2020 tarihli yazısı ile ” Dersim isminin resmi olarak kabul edilmediğinin bildirildiği, yine vakfın amacının ” Dersim bölgesinin ekonomik ve toplumsal tarihi alanında uzmanlaşan bir arşiv, kitaplık, araştırma, eğitim ve yayın kurumu olarak etkinlik göstereceği, Dersim 1937-38 Sözlü Tarih Projesi çerçevesinde yapılan mülakatların, korunması, arşivlenmesi, bilimsel değerlendirilmesi ve nihayet kamuoyuna açılması çalışmalarına katkı sunacağı, Alevi ritüelleri, dualar ve beyitlerin kayıt altına alınacağı, Dersim Alevi tarihi ile ilgili araştırma çalışmalarının desteklenmesi…” gibi amaçların düzenlendiği, bu kapsamda TMK 1001/4 maddesi uyarınca Cumhuriyetin anayasa ile belirlenen niteliklerine ve anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, milli birliğe ve menfaatlere aykırı olmaması belirli bir ırk veya cemaat mensuplarını destekleme amacını da gütmemesi gerekir düzenlemesi karşısında vakfın amacının yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.”
Bu yasaklayıcı zihniyetin geçmişine baktığımızda bizim yaşamımızda yer alan herşey bu yasaktan nasibini almıştır. Giyim kuşamımız dahi bahane edilerek dar ağacında can vermişiz. İstiklal Mahkemesi Hasan Hayri beyi idamla yargılarken giydiği kıyafetinden dolayı dahi suçlu addetmiştir. İnancımız, yaşam biçimimiz ve okuduğumuz Kitaplarımızın yasaklanmasına dair Tarihi kaynaklara baktığımızda ilk olarak Osmanlıda 1576 da verilmiş bir fermanı Ahmet Refik’ten öğreniyoruz. 1880-1937 yılları arasında yaşamış olan Ahmet Refik bu konuda bir hayli belge sunmuştur ilgilenenler için. Bu belgeleri Rahmetli Mehmet Yaman Dede günümüz Türkçesine çevirerek büyük bir hizmet yapmıştır.
Dersim Adının Yasal Olarak Kullanılmasının Sakıncalı Görülmesi
Rıza Zelyut Osmanlı’da Karşı Düşünce ve İdam Edilenler isimli çalışması ile bu belgeler bir çok örneklerle verilmiştir. Yine başlıca kaynak Ahmet Refiktir.
Ahmet Hezarfen’in çevirdiği ve Cemal Şener’in düzenleyip yayımladığı iki eser konumuz açısından oldukça önemlidir. Osmanlı Belgelerinde Dersim Tarihi ve Osmanlı Arşiv’inde Mühimme ve İrade Defterlerinde Aleviler – Bektaşiler isimli bu iki eserde oldukça önemlidir. Konuya dair bu önemli kaynakları verdikten sonra Ahmet Refik’in vermiş olduğu belgeler arasında bugünkü konumuz açısından en önemli bir belge konumunda olan ve 1576 yılında verilmiş bir fermanı burada okumanın zaruri olduğuna olan inancımla izninizle bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
RAFIZÎLİĞE (KIZILBAŞLIĞA) ÂİT KİTAPLARIN ZAPTEDİLMESİNE DÂİR:
Çorum beyine ve Orta-pâre kadısına hüküm ki: Casus Kara Yakup, bundan bir süre önce Râfızi olarak yakalanan Menaş Fakih adlı kimse tarafından arzuhal getirip, Orta-pâre İlçesi’ne bağlı Haman cemâatinden Veli Fakih adlı bir KIZILBAŞ’dan geldiği zamanda, otuz dört adet ciltli Râfızî kitabı getirip, benim yanımda emanet koyup, sonra ölünce, adı geçen Kara Yakup beni tutup hapsedip, lâkin o kitaplar şimdiki halde benim yanımda olmayıp, yine o bahsi geçen cemâatten Eğin-özü admdaki kışlada Selim Fakih adlı kimseye verip, o dâ Yunus’a, oda Gülâbi’ye verip, hâlen memleketi dinden döndürmek üzere olduklarını haber verdiğinden, o kişiler ve o kitaplar gizlice elde edilip, yüce huzuruma sunulmasını emredip buyurdum ki: Şerefli buyruğumla, adı geçen casus Kara Yakup vardıkta, bu konuda gereği gibi mukayyet olup, bunlan usulünce ve gizlice yakalayıp, gerçekten o kitapları adı geçen Menaşi Fakih’in Selim Fakih’e ve Yunus ve Gülabi’ye verdiği doğru mudur, yoksa böyle birşey yok mudur, işin aslı nedir?
İşin içyüzünü iyice öğrenip, bu kitaplar her nerede ise bulup, adı geçenleri hapsedip, olanları aynen yazıp bildiresiniz. Amma, bu konuda tamamen hak üzere olup, bu bahane ile kimseye zulüm ve taşkınlık (kötülük) ve yakalayıp tutuklamaktan ve gerçeğin dışında bilgi vermekten kesinlikle sakınasınız.
(Adı geçen Kara Yakub’a verildi).
19 Ramazan 984 (M. 1576).
Bu yasaklama düşüncesinin altında işte geçmişte bu yapılanlar baz alınmakta ve atavi bir gelenek gibi Aleviler üzerinde yasaklama, korkutma, yıldırma bir devlet politikası olarak sürdürülmektedir. İnsanların inançlarını dillerini geleneklerini yasaklamak bir zulümdür, kültürel bir soykırımdır. Tabiatın kurallarına aykırıdır. Bu yasaklayıcı zihniyet her şeyden önce inandığı dinin kitabına aykırı davranmaktadır. Anlamını kavramadan hergün okudukları Kuran bu zulmü yasaklamaktadır. Bu yapılanın ne ahlakta ne de dinde yeri vardır.
Dersim Adının Yasal Olarak Kullanılmasının Sakıncalı Görülmesi
Allah’ın yaratmış olduğu bütün diller, dinler, inançlar kutsaldır ve korunup yaşatılması gerekmektedir. Velev ki kişi ateşe tapsın. Hak için yapılan her hizmet mutlaka Hakka gider.
Dersim ismini yasaklatmak kendi tarihini inkardır. Osmanlı arşivlerinde bu bölgenin ismi Dersim diye geçmektedir. Mustafa Kemal Atatürk dahi kendi Nutuk’unda Dersim ismini kullanmaktadır.
Aleviler elbette ki inançlarını kayıt altına alacak, belgeleyecek ve tarihe miras bırakacaklardır. Yıllardır yapılan bu baskılar ile siz bir inancı kültürü, yok edemediniz bundan sonrada yok edemeyeceksiniz. Lakin son yıllarda geleneksel Aleviliğe karşı yapılan ve hiç bir etik değer taşımayan ve sözüm ona kendilerine Alisizler diyen güruh en büyük kötülüğü yapmaktadır.
Tarihte II Mahmut yasaklayarak bir yere varamadı. Bu inanç hala yaşıyor. Cumhuriyet Tekke Ve Zaviyelerin İlgası Kanunu ile en büyük darbeyi Alevilere vurdu. Sunni cemaatlerin camileri açık günde beş vakit ezanları okunmakta ve Cumhuriyetin ilk yıllarında uzun süre Devlet Protokolünde Diyanet işleri başkanı 5 inci sırada yer alıyordu. Günümüzde yine devasa bütçesi ile diyanet en az 5 bakanlığın bütçesinden fazla bir bütçe, 100 000 i aşkın cami, 70 binden fazla kadrosu ile ülkenin en büyük israf kurumudur. Allah için günde 5 vakit namaz kıldıran bir imamın bu ülkenin ekonomisine, faydası nedir? Kim bunun mantıklı bir izahını yapabilir.
Tekke ve Zaviyelerin İlgası kanunu ile Hacı Bektaş Dergahının kapısına kilit vurulmuş, Alevi inanç önderlerinin unvanları yasak kapsamına alınmış, Dergahtaki kitaplar ve enstrümanlar götürülmüş Etnografya müzesinin depolarında çürümeye terk edilmiş, el yazma bir çok değerli eseri Fuad Köprülü kendi özel kütüphanesine katmış ve daha sonra bu eserler Köprülünün oğlu tarafından Amerikan Konsolosluğuna satılmıştır. Yani biz bu zulümlere maruz kalmış bir toplumuz.
Dersim Adının Yasal Olarak Kullanılmasının Sakıncalı Görülmesi
Rahmetli Halil Öztoprak dini tahrifteki bütün detayları kaynakları ve belgeleri ile kamuoyunun gözü önüne getirmiş olup bu tahrifi belgeleri ile kitabileştirdikten sonra Halil Öztoprak üzerinde resmen bir devlet terörü estirilmiş ve Öztoprak ekonomik bir abluka ile kuşatılmış olup kitaplarını dahi basacak parayı bulamaz hale getirilmiştir. Mahkemelerde süründürülen Halil Öztoprak mücadelesinden asla yılmayıp sonunda kitaplarını tekrar mahkeme kararı ile yayımlaya bilmiştir. En sonunda Alevi toplumu da bu değere sahip çıkamamış ve Mustafa Timisi’ye ait bir gecekonduda Hakka yürüyünce cenazesinde sadece 14 kişi bulunmuştur. Yani bu zulmü yaşadığı yetmezmiş bir de hizmet ettiği toplumu tarafından vefasızlığa uğramıştır. Cumhuriyet devrinde Hüsniye Risalesi isimli bir Şia kitabı aynı şekilde bir dönemler bu yasaklardan nasibini almıştı.
Türkiye tarihinden yine bu konuyu örneklerle detaylandıracak olur isek Sait Faik Abasıyanık’ın yazmış olduğu Medar-ı Maişet Raporu isimli bir romanının bir kahramanına eski bir askeri kaput giydirmesi nedeniyle devrin sıkı yönetim mahkemesi tarafından toplatılmıştır.
Can Yücel’in Renk Ahenk isimli şiir kitabı müstehcenlik nedeniyle, Nihat Behram’ın Darağacında Üç Fidan isimli kitabı, Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü kitabı, Pınar Kür’ün Asılacak Kadın, Bitmeyen Aşk ve Yarın Yarın isimli romanları, Elif Şafak’ın Baba ve Piç romanı,Said’i Nursi’nin Kitapları, Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu, Rıfat Ilgaz’ın Yaşadıkça Şiir kitabı, Aziz Nesin’in Azizname’si, ve daha bir çok kitap ülkemizde yasaklanmıştır. Bizim dışımızda dünyada ise bir çok kitap yasaklanmış halk için tehlikeli görülmüştür. Bu kitaplar ya egemenlerin çıkarına ters gelmiş ya da dini kendilerine geçim kapısı gören bütün ortodox din adamlarının gazabına uğramışlardır. Fanny Hill Bir Zevk Kadınının Anıları, Thomas Paine’nin İnsan Hakları, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, Franz Kafka’nın Dönüşüm’ü, Karl Marx’ın Kapital’i Georg Orwell’in Hayvan Çiftliği, Vasili Grossmann’ın Yaşam ve Yazgı, John Steinbeck’in Gazap Üzümleri, Georges Politzer’in Felsenenin Temel İlkeleri isimli kitabı,Don Kişot’un Cervantes’i ve daha bir çok kitap zamanında yasaklatılmış, toplatılmış lakin yinede halkın okuması engellenememiştir. Bu kitapların çoğu artık dünya klasikleri arasında yer almıştır. Yani yasaklama ile bir yere varılamaz. Dünyada bunun bir çok örnekleri mevcuttur.
YAZAR / KADİR DOĞAN