Duruş ve Nörogelişimsel Farklılıklar Arasındaki Şaşırtıcı Bağ: “Ördek Poposu” Görünümünün Ardındaki Bilim
Son on yılın çığır açan araştırmaları, çocuklarda görülen belirgin bir duruş farklılığının, Otizm Spektrum Bozukluğu ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu gibi nörogelişimsel durumlarla ilişkisini ortaya koyuyor.
Halk arasında “ördek poposu” olarak tarif edilen, kalçanın belirgin şekilde dışarı çıkık ve pelvisin (leğen kemiği) normalden daha öne eğik olduğu duruş şekli, uzun süre sadece bir postürel farklılık olarak görülüyordu. Ancak, son dönemde yapılan kapsamlı bilimsel çalışmalar, bu görünümün çok daha derin bir hikayesi olduğunu gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bu spesifik duruşun, özellikle 10 yaş altı çocuklarda, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) veya Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile bağlantılı olabileceğine dair güçlü kanıtlar sunuyor.
Araştırmaların ortak vurgusu, bu duruşun kas ve iskelet sistemindeki basit bir anomali değil, nörogelişimsel süreçlerin motor beceriler ve denge sistemi üzerindeki kompleks etkilerinin bir dışa vurumu olabileceği yönünde. Çocuğun kalçası gerçekte daha büyük olmasa da, pelvisin öne doğru olan eğimi (anterior pelvik tilt), popo bölgesinin daha belirgin ve dışarı çıkık görünmesine neden oluyor.
Bu alandaki çalışmaların temelini, otizmli çocukların yürüyüş dinamiklerini milimetrik ve derecesel olarak inceleyen gözlemler oluşturuyor. Yapılan detaylı analizler, otizm spektrum bozukluğu olan çocukların yürürken, pelvislerinin tipik gelişim gösteren akranlarına kıyasla ortalama 5 derece daha fazla öne eğik konumda olduğunu tespit etti. Bu bulgu, otizmin sadece sosyal etkileşim ve iletişim alanlarını değil, aynı zamanda hareket planlaması, denge ve propriyosepsiyon (vücut farkındalığı) gibi motor sistemleri de derinden etkilediğini gösteren önemli bir veri olarak kayıtlara geçti.
Peki, bu öne eğik pelvis duruşu nasıl ortaya çıkıyor? Uzmanlar, otizm spektrumunda sıklıkla gözlemlenen bazı karakteristik davranış kalıplarının bu duruma zemin hazırladığını belirtiyor. Parmak uçlarında yürüme, uzun süre aynı pozisyonda (genellikle W şeklinde) oturma, belirli hareketleri tekrarlama (stereotipi) gibi davranışlar, zaman içinde kalça bükücü (hip fleksör) kaslarının kısalmasına ve gerginleşmesine yol açıyor. Kaslardaki bu değişim, pelvisi öne doğru çekerek, karakteristik eğimin oluşmasında kilit bir rol oynuyor. Sonuç olarak, bu postürel farklılık, çocuğun denge merkezini değiştirerek yürüyüşte sakarlık, koordinasyon güçlüğü ve motor uyum problemlerini beraberinde getirebiliyor.
İlginç bir şekilde, bu duruş farklılıkları çocukların okul hayatına başladığı dönem olan 8-10 yaş aralığında daha belirgin hale geliyor. İtalya ve Japonya’da birbirinden bağımsız yürütülen çalışmalar, bu yaş grubundaki çocuklarda postürel farkların net bir şekilde gözlemlenebildiğini doğruluyor.
2018 yılında İtalya’daki prestijli Bilimsel Araştırma, Hastane ve Sağlık Enstitüsü’nden (IRCCS) bir ekip, konuyu en ince ayrıntısına kadar incelemek için ileri teknolojiye başvurdu. Araştırmacılar, otizmli ve otizmli olmayan çocuk gruplarını, sanal gerçeklik destekli bir ortamda koşu bandında yürüterek, 3 boyutlu hareket analiz sistemleri ile inceledi. Pelvis, kalça, diz ve ayak bileği açıları, her bir adım döngüsünde hassasiyetle ölçüldü.
Elde edilen sonuçlar çarpıcıydı: Otizmli çocuklarda, ayağın yere ilk temas ettiği anda, pelvis aşırı derecede öne eğiliyordu. Kalça ve uyluk hareketleri normal paternlerden sapma gösteriyor, ayak bileği hareket açıklığı ise belirgin şekilde kısıtlanıyordu. Daha da önemlisi, bu yürüyüş (gayt) anormalliklerinin şiddeti ile otizm semptomlarının şiddeti arasında doğrudan bir korelasyon olduğu görüldü. Bu bulgu, motor becerilerdeki farklılıkların, otizmin çekirdek belirtilerinden bağımsız olmadığını, aksine onun bir parçası olabileceğini düşündürüyor.
Benzer bir tablo, DEHB tanısı olan çocuklarda da ortaya çıkıyor. Japonya’da 2017 yılında yapılan ve sonuçları PLoS One dergisinde yayımlanan bir çalışma, 9-10 yaşındaki DEHB’li erkek çocukların yürüyüşlerini detaylı kamera sistemleri ile analiz etti. Araştırmacılar, bu çocuklarda da pelvisin ortalama 4.5 derece daha öne eğik olduğunu ve daha hızlı, daha atak adımlar attıklarını gözlemledi. Çalışma, bu duruş özelliğinin, DEHB’nin temel belirtilerinden olan hiperaktivite ve dürtüsellik ile güçlü bir ilişki içinde olduğunu rapor etti.
Uzmanlar, öne eğik pelvis duruşunun uzun vadeli etkileri konusunda uyarıda bulunuyor. Bu postüral bozukluk, zamanla bel (lomber) bölgesine, kalça eklemlerine ve dizlere anormal yük bindirerek, çocukluk ve ergenlik döneminde kronik ağrı şikayetlerinin temelini oluşturabiliyor. Ayrıca, denge gerektiren aktivitelerde yaşanan zorluklar, çocukların günlük yaşamda daha çabuk yorulmasına, sosyal ve sportif faaliyetlerden kaçınmasına veya bu süreçte artan bir huzursuzluk hissetmesine neden olabiliyor.
Bilim camiası, bu duruş değişikliğinin otizm veya DEHB’ye neden olmadığını özellikle vurguluyor. Aksine, bu nörogelişimsel durumların, kas tonusu, motor planlama, duyusal entegrasyon ve denge sistemleri üzerindeki mevcut etkilerinin fiziksel bir tezahürü, bir sonucu olarak görülüyor. Bu nedenle, “ördek poposu” görünümü bir teşhis aracı değil, erken müdahale için bir ipucu olarak değerlendiriliyor.
Erken fark edildiğinde, hedefe yönelik egzersiz programları, fizyoterapi, ergoterapi ve duyu bütünleme terapileri gibi destekleyici yaklaşımlarla, kas dengesizlikleri giderilebiliyor, postür düzeltilebiliyor ve çocuğun motor becerileri ile yaşam kalitesi önemli ölçüde artırılabiliyor.
OSB ve DEHB’nin sıklıkla bir arada görüldüğü gerçeği de bu bulguları destekler nitelikte. Araştırmalar, bu iki durumun %50 ile %70 arasında değişen yüksek bir oranda birliktelik gösterdiğini ortaya koyuyor. Dikkat sorunları, motor koordinasyon güçlükleri, duyusal işleme farklılıkları ve dürtüsellik gibi ortak özellikler, bu komorbiditenin ve dolayısıyla benzer fiziksel duruş özelliklerinin altında yatan nedenler olarak gösteriliyor.
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) 2025 verileri, otizm prevalansının giderek daha iyi anlaşıldığını ve tanı konulduğunu gösteriyor. Verilere göre, ABD’de yaklaşık her 31 çocuktan biri otizm spektrum bozukluğu tanısı alıyor. Bilim insanları, otizmin kökenlerinin karmaşık bir genetik yatkınlık ile hamilelik ve erken çocukluk dönemindeki çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığını düşünüyor. Aile öyküsü, belirli gen mutasyonları ve Fragile X sendromu gibi genetik durumlar bilinen risk faktörleri arasında.
Uzmanlar, toplum sağlığı için kritik bir uyarıyı da tekrarlamayı ihmal etmiyor: Çocukluk çağı aşılarının otizme neden olduğu iddiası, kapsamlı bilimsel araştırmalarla defalarca çürütülmüştür. CDC de dâhil olmak üzere hiçbir saygın sağlık otoritesi, aşılar ile otizm arasında nedensel bir bağ olduğuna dair herhangi bir kanıt bulamamıştır. Bu tür asılsız iddialar, çocukların hayatını kurtaran aşılara karşı güvensizlik yaratarak halk sağlığını riske atmaktadır.
Bu haber, nörogelişimsel farklılıklar ile fiziksel duruş arasındaki ilişkiyi konu alan bilimsel araştırmalar ışığında, uzman görüşleri ve kamu sağlığı verileri referans alınarak hazırlanmıştır. Görsel temsilidir. Detaylı bilgi için ilgili bilimsel yayınlara ve sağlık kuruluşlarına başvurulması önerilir.